21 Nisan 2014 Pazartesi

London

DEUTSCH:
Hallo, endlich mein erster Eintrag!
Reiseziel: London
Aufenthaltsdauer: 2 Tage, 1 Nacht.
Budget: 30 Pound / ca. 37 Euro. (in London inkl. Übernachtung und Transportkosten in London) / pro Person.

ENGLISH:
Hi, finally my first entry!
Destination: London
Length of stay: 2 days, 1 night.
Budget: 30 Pound (in London, incl. Hostel and transportcosts in London) p. Person.

TURKISH:
Merhaba, sonunda ilk paylasimim.
Gidilecek yer: Londra
Süre: 2 gün, 1 geceç
Bütçe: 30 Pound, aşağı yukarı 110 TL, (Londra içi harcanan, Hostel ve Londra içi ulaşımı da içerir) / kişi başına.
----------------------------------------------
DEUTSCH:
Das Hostel habe ich bereits vorher online Gebucht (The Royal Bayswater Hostel), die Lage des Hostels ist nicht sehr weit vom Stadtzentrum entfernt (Hyde Park, sehr schöne Gegend), nur ein paar Haltestellen, mit der Underground. Für das Hostel habe ich pro Person 13 Pound bezahlt, in einem 6-Bettzimmer/Frühstück inkl.
Für den Preis und die Lage war es ein sehr gutes Hostel muss ich sagen (die Zimmer haben etwas nach Socken gestunken, aber man gewöhnt sich dran.) Im Hostel haben wir die kleinen Karteikärtchen auf dem Bild (No.1) gesehen, und haben vor allem diese Orte auch nach Anleitung besucht (sehr hilfsreich). Für beide Tage haben wir uns für je 8,90 Pound ein Alldayticket (for all Zones) für die Underground (kann man auch für Buss und Straßenbahn benutzen) gekauft, und somit nichts weiter für den Transport bezahlt. (Die Underground fährt echt überallhin.)

ENGLISH:
I've booked the hostel online before (The Royal Bayswater Hostel), the location of the hostel is not very far from the city center (Hyde Park, very nice area), only a few stops with the underground. For the hostel, I paid 13 pounds per person in a 6-Bed room/Breakfast including.
I think, that for this price and the location, it was a very good hostel (exept that the rooms have stunk a little bit like socks, but you get used to it.^^)
In the hostel we have seen the little index cards on the picture (No.1), and have visited these places as directed (useful). For both days, bought an all day ticket for the Underground for 8.90 pounds a ticket (for all zones),
(you can also use this ticket for Buss and tram), and so we did not have to think about any other transport costs (The Underground goes everywhere)

TURKISH:
Hostelin reservasyonunu daha önce (iki hafta önce) online yapmıştım zaten (The Royal Bayswater Hostel), Hostelin bulunduğu yer merkeze pek uzak sayılmaz, sadece bir kaç tren istasyonu kadar uzaklıkta bulunuyor (Hyde Park, gerçekten çok güzel bir bölge). Hostel için 13 pound ödedik kişi başı, 6 kişilik bir odada/Kahvaltı dahil.
Bence bu fiyat ve bulunduğu bölgeye göre değerlendirirsek gayet güzel bir Hostel tutmuşuz (oda biraz çorap kokuyordu, ama alışıyorsunuz sorun değil :D), Hostelde aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz kartları aldık ve kartlarda tarif edilen mekanlara gitmeyi kararlaştırdık bizim zaten gitmek istediğimiz mekanların haricinde (gerçekten kullanışlı kartlar). Underground için, iki gün 8,90 pounda günlük ikişer bilet aldık (tüm bölgelerde geçerli). Böylece daha fazla ulaşım fiyatları için endişelenmemiz gerekmedi (bu biletler tramvay ve otobüs içinde geçerli, fakat Underground zaten her yere gidiyor).
image
ready to go! 
image
London Underground Map! 
image
DEUTSCH:
Unser erstes Ziel war der Tower Bridge, wenn man aus der Underground rauskommt, sieht man direkt diese tolle Burg, welche auch zur Besichtigung zur Verfügung steht, jedoch einen gewissen Eintritt kostet.

ENGLISH:
Our first stop was the Tower Bridge, when you come out of the Underground, you can see directly this great castle, which is also available for inspection (+entrance fee).

TURKISH:
Ilk durağımız Tower Bridge'di, Underground'dan çıkar çıkmaz aşağıdaki resimdeki kale ile karşılaşıyorsunuz, epey büyük ve ziyaretcilere belli bir ücret karşılığında açık bir kale.
image
image

DEUTSCH
:
Falls Euch auch ein (oder zwei, drei) Mandelverkäufer, die ihr nach dem Weg fragt sagt, dass der Big Ben nur 20 Min. zu Fuß entfernt liegt, beleidigt ihn einfach und sucht Euch die nächste Undergroundstation! Der erste Mandelverkäufer den wir gefragt haben sagte, dass es nur 20 Min. seien, nach 40 Min. zu Fuß fragten wir erneut und es hieß wieder 20 Min., als wir die 3. Person fragten, (nach weiteren 40 Min.) hieß es erneut 20 Min, was dann wohl stimmte. Wir erblickten London Eye nach Stunden langem Laufen, obwohl wir ein Ticket hatten. (Ist zwar eine schöne Umgebung auf der Strecke, lohnt sich aber nicht wirklich für diese Zeit).

ENGLISH:
If you ask one (or two or three) almond salesperson for directions to the Big Ben and they says that the Big Ben is just a 20 min. walk away, don't believe him! and you look for the nearest Underground Station! The first almond salesperson we asked said that it is only 20 min., after 40 min. walking, we asked again and an other one said again 20 min., as the 3rd person we asked, said 20. min again I couldn't believe, but this time it was true. We saw London Eye after long hours of walking, even though we had a ticket. (Even if it is a beautiful area on the track, it's not really worth to walk that huge distances for that time).

TURKISH
:
Eğer yolda Big Ben'e nasıl en kola ulaşabileceğinizi bir Badem satıcısına soruyorsanız ve o size 20 dakika diyorsa, küfürü basıp, ilk Underground istasyonunu aramaya başlayın! 40 dakika yürüdükten sonra ikinci bir badem satıcısı 20 daha kaldı demesin mi? bir 40 dakika daha yürüdükten sonra bir kişiye daha sorduk ve yine 20 dakika cevabını aldığımızda inanamadık. neyse ki bu sefer gerçekti ve bir süre sonra London Eye'ı görebildik. (Yürüdüğümüz, geçtiğimiz sokaklar çok güzeldi aslında ama bu kadar yürümeye değmezdi!)
image
image
image
image

DEUTSCH
:
Und wieder wurden viele viele Fotos gemacht, bis zum Überqueren der Brücke! Anschließend waren wir eigentlich so müde, dass wir nicht wussten wohin (müde vom Laufen, blöder Mandelverkäufer!). Schließlich entschieden wir uns nach einem kleinen Rundgang in der nähe des Big Ben und einem schnellen Mittagessen beim Mac Donalds ein paar Minuten weiter weg, zum Buckingham Palace zu fahren. Viele Turisten standen um die Tore herum und blickten zum großen Schloss, die Soldaten liefen umher, viele BBC Fernseherwagen standen herum und irgendwie tat mir die Königsfamilie leid! -.-
Der St. Johns Park dagegen ist wirklich sehr schön! Am interessantesten fand ich persönlich, dass die Eichhörnchen im Park den Menschen sogar aus der Hand gefressen haben! Ein sehr schöner Park zum spazieren und Fotos machen!

ENGLISH:
And again many many photos were taken, until we crossed the bridge! Then, we were actually so tired that we did not know where  (tired from running, stupid almond seller) to go. We finally decided after a short tour of nearby Big Ben and a quick lunch at Mac Donalds a few minutes further away, to go to the Buckingham Palace. Many Tourists stood around the doors and looked at the big Palace, the soldiers were walking around, many BBC TV car stood around and somehow I felt sorry for the royal family! -. -
The St. Johns Park, was really nice! The most interesting thing I personally found was that the squirrels were not scared and they have eaten out of the hands of the people in the park! A very nice park to walk and take pictures!
TURKISH:
Yine bir sürü fotoğraf çektik köprüyü geçene kadar!
Fakat ardından o kadar yorgunduk ki (salak Badem satıcısı!) nereye gideceğimizi şaşırdık. Biraz Big Benin etrafında dolandıktan sonra en yakın Mc Donalds'a girip bir şeyler yedikten sonra Buckingham Palace'a gitmeye karar verdik. Çok sayıda turist duruyordu kapılarda ve saraya bakıyordu. Bir sürü Television aracı, BBC ve büyük bir kalabalık vardı sarayın etrafında, nedense kraliyet ailesinin durumuna üzüldüm. -.-
St. Johns Park çok güzeldi yalnız! Benim en çok hoşuma giden ve ilgimi çeken ise parktaki sincapların insanların ellerine kadar gelip oradan yemek yemesi oldu. Gerçekten gezip fotoğraf çekmek için çok güzel bir park.
image
DEUTSCH:
Anschließend fuhren wir zurück ins Hostel (wir hatten echt keine Energie mehr, sei es vom Laufen, oder von der langen Busfahrt, die wir fast ohne Schlaf bis nach London durchstehen mussten). Wir ruhten uns ein wenig aus und dann ging es auch schon wieder weiter zur Haltestelle Kings Cross! JA, weil wir ein Foto an der berühmten Harry Potter Haltestelle haben wollten. Zu unserer Überraschung war dort bereits eine sehr lange Schlange (Menschen jeden Alters), eine Fotografin, die auf Wunsch Euren Sprung fotografiert und ein junger Mann, der den Schal zum schwingen brachte! (sehr lustige Angelegenheit). :)

ENGLISH:
Then we drove back to the hostel (we hadn't have enough sleep the night before and the long walk made us really tired). We rested a bit and then took the underground to the station Kings Cross! YES because we wanted to have photos of the famous Harry Potter stop. To our surprise, there was already a very long queue (people of all ages), a photographer who photographed your hopping on request, and a young man who helped you swing the scarf! (very funny). :)
TURKISH:
Ardından Hostele geri döndük (gece hiç uyumadan kaç saat otobüsle gelmiştik, artı o kadar yürümek epey yormuştu bizi). Biraz dinlendikten sonra Kings Cross istasyonuna gittik underground ile. Evet, o meşhur Harry Potter istasyonunda fotoğraf çekebilmek için. Oraya vardığımızda epey uzun bir sıra vardı (her yaştan insanlar), istek üzerine fotoğrafını çeken bir fotoğrafcı (ücretli) ve atkını sallamaya (uçuyor gibi gözüksün diye) yardımcı olan genç bir bey. (epey komik bir durumdu). :)

image
image
and back to Westminster!
image
image
TAG: 2
DAY 2:
GÜN: 2

DEUTSCH
:
Am nächsten Tag, ließen wir unser Gepäck im Hostel für 2 Pound/pro Tasche zurück und fuhren eine Haltestelle weiter mit der Underground zum Nothing Hill, um zum berühmten Portobello Road Market zu gelangen, welcher einer der berühmtesten Londoner Straßenmärkte sei.
Die Umgebung ist echt sehr schön dort, man sieht viele alte Automodelle und bunte Häuser in mitten von vielen verschiedenen Blumen und Bäumen. Der Straßenmarkt beinhaltet viel Vintage-Zeug und Selbstgemachtes aber auch viele Souvenirs, Cupcakes, frische Pfannekuchen und weiteres waren dabei! Ich denke, man sollte dort wirklich hin, wenn man in der Nähe ist.

ENGLISH:
The next day, we left our luggage at the hostel for 2 pounds / per bag and and took the Underground one stop to Nothing Hill, to go and see the famous Portobello Road Market, which is one of London's most famous street markets. The environment was very beautiful there, you see many old car models and colorful buildings in the middle of many different flowers and trees. The street market contains a lot of Vintage stuff and Homemade things but also many souvenirs, cupcakes, fresh pancakes and another things were there to enjoy! I think it's a place to go, if you are not far.
TURKISH:
Ertesi gün, çantalarımızı 2 Pound/çanta başı hostele emanet edip, underground ile bir durak giderek Nothing Hill'e ulaştık. Burada ingilterenin en meşhur pazaryerlerinden biri olan Portobello Road Market kuruluyormuş (sadece haftanın belirli günleri). Bu bölge gerçekten çok güzeldi, çevreye bayıldık arkadaşımda ben de. Her yerde eski model arabalar görmeniz mümkün, renk renk boyanmış ve çeşit çeşit çiçeklerin arasında çok güzel binalar vardı. Pazarda vintage eşya, el yapımı ürünler ve londra hatıraları çoğunluktaydı, fakat bunun yanı sıra taze cupcake, pancakes ve farklı ürünlerde mevcuttu tadını çıkarmak için! Eğer çok uzağında değilseniz, mutlaka gidilip görülmesi gerekilen bir yer olduğunu düşünüyorum.
image
image
image
image

DEUTSCH:
Am Ende angelangt, haben wir ein sehr schönes Thailändisches Restaurant gesehen, auf dessen Balkon es sich wirklich sehr gemütlich machen liess und man viel Sonne tanken konnte! Eine wunderschöne Aussicht und nette Bedienung!

ENGLISH:
After we reach the end, we have seen a very nice Thai restaurant. The balcony is a really cozy and you could fill up a lot of sun! A beautiful view and nice service!

TURKISH:
Pazarın sonuna geldiğimizde çok tatlı görünen bir Thai restaurant'ı bulduk. Balkonunda oturmak gerçekten çok keyifli ve bol bol güneş depolamaya müsait! Muhteşem bir manzara ve güzel bir hizmet mevcut.
image
image
Trafalgar Square! - National Galery.
image
DEUTSCH:
Bei der National Galery ließ es sich wirklich schön Sonnen, eine Pause machen und verschiedenen Attraktionen zusehen. An vielen Ecken war live Musik, shows, Tänzer, Ausstellungen und weiteres.

ENGLISH:
By the National Galery it was really nice to rest and enjoy the sun. There where lots of attractions. In every corner where live music, shows, dances, and other things.

TURKISH:
National Galery'nin oradaki alanda oturup güneşin tadını çıkarmak gerçekten çok güzeldi. Bir sürü atraksyon vardı, her köşede canlı müzik, bir takım gösteriler, danslar ve sergiler...
image
image
Food from Chinatown and back to Trafalgar Square!
image
image
DEUTSCH:
Durch das Marathon waren alle Straßen gesperrt und wir liefen quer über alle Straßen um den Big Ben herum und sahen dem Sonnenuntergang zu.
ENGLISH:
Because of the marathon all streets where closed for cars, so we could walk trough the streets and we walked around the back of the Big Ben to see the sunset.

TURKISH:
Maratonun sayesinde tüm yollar kapanmıştı arabalara, bizde özgürce sokaklarda yürüye yürüye big benin arkasından dolaşarak orada gün batımını görmeye gittik.
image
image
DEUTSCH:
Schließlich entschlossen wir uns auch den Tower Hill bei Sonnenuntergang besichtigen zu wollen und eilten dort hin. Für diese Aussicht lohnt es sich wirklich! Allerdings ist es Abends doch sehr kühl um die Themse herum, egal wie warm das Wetter am Tag war.

ENGLISH:
Finally, we decided, that we also want to visit the Tower Hill to see the sunset, and rushed to there. It was really worth it!
But it doesn't matter how nice the weather was at day time, London is really cold by night! Take warm clothes with you when going out.

TURKISH:
Ardından Tower Hill'de de gün batımını izlemek istediğimize karar verdik ve bir acele oraya gittik. Gerçekten oraya koşturmamıza değdi! Muhteşemdi.
Fakat Londranın havasına aldanmayın, gündüz ne kadar sıcak olursa olsun, gece gerçekten soğuk oluyor, sıcak bir şeyler alın yanınıza.
image
image
DEUTSCH:
Schnell kam auch schon wieder die Zeit zurück ins Hostel zu gehen, unsere Taschen abzuholen und zurück zur Victoria Station zu eilen!
Natürlich gibt es noch viel mehr Orte und Dinge, die man in London machen kann, viele mit einem höheren Budget, und auch einige weitere kostenfrei, allerdings werdet ihr selber schnell bemerken, dass es mit der Zeit nicht ganz so läuft, wie man es sich vorstellt, wenn man in einer so großen Stadt wie London ist.

ENGLISH:
After that lovely view, we came back to the hostel to pick up our bags and rush back to Victoria station on time!
Of course there are many more places and things that you can do in London, many with a higher budget, and also some more for free, but you will also notice really quickly that it does not run with the time you've calculated. London is a really big city.
TURKISH:
Güzel manzara sonrası hostele geri dönüp çantalarımızı aldık ve bir acele Victoria Stationa doğru yol aldık vaktinde ulaşabilmek için.
Elbette Londrada daha görülecek, gidilecek bir sürü yer var hem daha yüksek bir bütçe ile, hem yine ücretsiz, fakat eğer siz de giderseniz, londrada vaktin pek de sizin hesapladığınız gibi işlemediğini anlayacaksınızdır. Neticede çok büyük bir şehir.

MORE PLACES TO GO:
1) abbey road! (too far from everywhere!!!)
2) Radio days shop!!! ( VINTAGE SHOP)
3) waterloo grafitti street! (looks amazing)
4) hard rock cafe london
5) oxford street ( shopping - I was there so often before)
6) Madame Tussauds (entry fee).

8 yorum:

  1. Cok güzel fotograflar. Hepsini neyle cektin? Birde elinde ki cep telefonu nedir? Memnun musun?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim.
      bu seferlik arkadaşın kamerasını kullandık, Canon EOS 600 yanlış hatırlamıyorsam.
      Ama yine de insan en rahat kendi kamerası ile çekiyormuş, bir dahaki gezimde mutlaka kendi kameramı götüreceğim. :/
      o cep telefonu benim değil, arkadaşın, o fazlasıyla memnun olduğunu söylüyor sürekli, resim kalitesi çok iyiymiş bir de. :)

      Sil
  2. Nefis bir post olmuş. O kadar kaptırmışım ki kendimi okumaya bir baktım hem İngilizcesini, hem de Türkçesini okuyorum. :)) Fotograflar da süper. Londra'ya 2 kez gittim ama anlattığın yerleri sanki görmemişim gibi heyecanlandım. Teşekkürler bu güzzel post için. Tabii ki o karides tabağını merak ettim. Karides, soğan, börek değil mi o? Börekse neli acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok sevindim uzunluğuna rağmen keyif alarak okuduysanız ne mutlu bana :)
      evet, o böreklerin adı spring rolls yani bahar rulosu mu oluyor? biraz bizim sigara böreği için kullandığımız hamurun içine sebze koyup kızartılmış hali gibi düşünebiliriz. genelde içinde çinlilere has sebze karışımları oluyor, ince doğranmış havuç, az haşlanmış bezelye,
      sprossen (türkçe ismi ne bilmiyorum, çevirincede çıkmıyor maalesef ama buradan görüntüsüne bakabilirsiniz http://img.welt.de/img/wissen_original/crop102009309/0228628024-ci16x9-w580/sprossen2-video-110606-DW-Sonstiges-Hannover.jpg ) gibi şeyler oluyor, ben çok severim oldukça lezzetli bence, daha çok snack olarak, coctaillerde, içki mezelerinde falan da kullanılıyor avrupada.

      Sil
  3. merhaba :)
    çok güzel yerler gidesim geldi çekimler süper.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hoşgeldin mavi :)
      teşekkür ederim, umarım bir gün fırsatını bulur bol bol gezer daha güzellerini çekersin.

      Sil
  4. Bende geldim :))
    Ne güzel anlatmışsın ne güzel fotoğraflar bunlar :))
    Ben çok seviyorum gezi paylaşımlarını :))
    Kucak dolusu sevgilerimle :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldin Şeyma :)
      teşekkür ederim, şu tezimi bir teslim edeyim inşallaha bol bol gezip paylaşacağım.

      Sil

Balıkları öldürmeden konuş.